Çocuk Yetiştirmenin Püf Noktaları

Psikiyatrist MEHMET TÜZÜN

BEN bir psikiyatri uzmanıyım. Üç tane de yetiştiriyorum. Dinimi yaşamaya da gayret ediyorum. Saydığım üç sahada da iddialı olmadığımı baştan söyleyeyim. Ama bu üç özelliği birleştirmiş birinin “ yetiştirmede dikkat edilecek noktalar” üzerine anne-babalara sunacak önerilerinin olmaması da ayıp olur tabii. O yüzden, dilim döndüğünce, yetiştirme ile ilgili fikirlerimi sizinle paylaşmak istedim. Aslında bu konunun hakkı, uzunca bir kitap olmaktır, ama acemi bir yazar olarak şimdilik bu yazı ile yetinmenizi rica ediyorum. Ve öylesi bir kitap için de dua etmenizi. Şimdi konuya girelim.

Sağlam ve tutarlı bir dünya görüşü olmayan günümüz pedagog ve psikologları, “dipsiz kuyuya ipsiz inerek”, ortalama on yılda bir değişen fikirlerle, ana-babalara yeni yeni reçeteler sunuyorlar, biliyorsunuz. Hepsini de “Doğrusu budur, itiraz etmeyin. Böyle davranın, çocuğunuz mükemmel yetişsin.” diye pazarlıyorlar.

Freud’dan hayli etkilenen “68 kuşağı”nın eğitimcileri “Çocuğu serbest bırakın, her istediğini yapsın, hevesi kalmasın, hiç azarlamayın, sadece sevgi verin.” diye diye günümüzün serseri ruhlu, sabırsız, sorumsuz ve ahlaksız neslini yetiştirdiler maalesef. Şimdilerde ise daha farklı sesler yükseliyor o taraflardan: “Çocuğa, onun görevlerini ve sizin ondan beklentilerinizi açıkça söyleyin. Hata yaparsa ceza verin, hatta hafifçe dövebilirsiniz bile.”

İşte bu kavram karmaşasından çıkabilmek için, dinimizin şaşmaz-şaşırtmaz prensiplerinden de faydalanarak, çocuk yetiştirmede temel prensipleri toparlamaya çalışacağım.

“KENDİNİ ISLAH ETMEYEN BAŞKASINI ISLAH EDEMEZ”

Çocuklarımıza faydalı olmak istiyorsak, işe kendimizden başlamalıyız. “Kendini ıslah etmeyen başkasını ıslah edemez.” Hatta tersine, “iyilik yapıyorum” diye kırıp döker, zarar verir. Kendi hasta olan, hastayı nasıl tedavi edebilir ki? Ve eğer biz kendi içimizde huzurlu, tutarlı, mutlu bir çizgi oturtmuşsak, bizdeki huzur doğal olarak çevremize, sevdiklerimize yansıyacaktır.

Bir aile tanıyorum. Çocukları pırıl pırıl, ahlaklı gençler olarak yetiştiler. Özel bir çocuk yetiştirme eğitimi almadıklarını da biliyorum. Evlerine misafir olduğum bir gün “nasıl böyle mükemmel çocuklar yetiştirdiniz?” diyecek oldum. Ama son anda vazgeçtim, demedim. Zira o kadar açıktı ki her şey. Baba samimi ve tutarlı bir dindar, anne şefkatli ve temiz huylu bir fedakâr. Evleri sade döşenmiş, insana huzur veriyor. Başköşede kitaplar, TV ise genellikle kapalı. Sohbetler iyilik, doğruluk, fedakarlık üzerine. Yalan yok, dedikodu yok, kavga yok. Nasıl çocuklar çıkabilirdi ki böyle bir evden? “Armut dibine düşer”, “üzüm üzüme baka baka kararır” sözleri boşuna söylenmemiş.

Bir psikiyatrist olarak bana sıklıkla çocuklarını getirir aileler. “Bu çocuk bir garip davranıyor nedense? Bir tedavi etseniz…” Hiç istisnası yok gibidir, odama çocuk girer ve çıkar, ama aile girer ve kalır… Hemen daima, ailededir esas problem. Anne-babanın açık hataları, bariz saplantıları, hatta psikiyatrik hastalıkları vardır. Ama onlar genellikle kendilerindeki sorunları görmez, çocuktaki problemleri ileri sürerler. Sanki o çocuk o evde yetişmemiştir de, uzaydan gelmiştir. “O kadar da gayret ettik ki, neden böyle oldu bu çocuk bilmem?” havası vardır çoklukla. Ama biz genellikle aileyi terapiye alırız. Ve anne-baba toparladıkça çocuk da inanılmaz bir hızla düzelir.

Bunun en sık gördüğüm bir örneği: “Doktor bey, çocuğum çok sinirli.” Bakıyorsunuz adamın kendisi yay gibi gergin. Kaşı-gözü oynuyor, huzursuz, kavgaya hazır bir halde. “Siz de huzursuzsunuz sanırım?” “Evet ama, siz beni bırakın, çocuğu tedavi edin.” Elimde olmadan gülerim. “Sürekli yanında olduğu, devamlı gözünün içine baktığı babası bu kadar gerginken, ben çocuğu nasıl sakinleştirebilirim?” “Eee, şeyy. Haklı olabilirsiniz.” Ve genellikle reçeteyi ebeveyne yazarım, çocuğa değil.

İzmit depremi sonrası bir aile, çocuklarının depremden korktuğunu söylemişti bana. Onlara ilk sorum, “Peki siz depremden korkuyor musunuz?” oldu.

“Evet, hala sürüyor o korku” dediler. “Ama çocuğa belli etmiyoruz. Hem biz kendimizi bıraktık, o düzelsin bari.”

“Demek korkunuzu belli etmediğinizi düşünüyorsunuz. Peki sizin bir arkadaşınızın ciddi düzeyde bir deprem korkusu olsa, o söylemese de siz bunu fark etmez misiniz?”

“Fark edilir tabii.”

“Çocuğunuz aptal mı ki fark etmeyecek sizin korkunuzu?”

“Doğru söylüyorsunuz. Hissediyordur.”

“Tabii ki hisseder. Ve söyler misiniz, en güvendiği ve çok güçlü gördüğü varlıklar olan anne ve babasının bile korktuğu şeyden, çocuğun korkması gayet normal olmaz mı?”

“Haklısınız.”

“Önce sizi tedavi edelim bence.”

“Tamam.”

17 Ağustos depremini hatırladım şimdi. Deprem anında çoluk-çocuğu evde bir kapı altına toplamıştım. Hayli de soğukkanlı idim, hamd olsun.

“Korkmayın” dedim, “sübhanallah deyin.”

Ve hayli sakin biçimde atlattık o depremi.

Sonra birkaç ay sonra Düzce depremini de yaşadık. Deprem anında olanları eşim anlattı sonradan. O sırada 5 yaşında olan kızım, annesine aynen şöyle demiş:

“Anne, korkma. Sübhanallah de.”

O yüzden “önce kendimizi düzeltelim” dedim ya. Ancak biz rahat olursak onlara da huzur verebiliriz.

“TEMEL SAĞLAM OLMALI”

Bir evin en önemli kısmı temeli olduğu gibi, bir çocuğun ruhsal gelişiminde en önemli dönem de hayatın ilk yıllarıdır. Çocuğun zeka kapasitesinin % 80 kadarı ilk 7-8 yaşta geliştiği gibi, kişilik de büyük ölçüde bu dönemde oturur. Hele ilk bir-iki yaş çok daha önemlidir ve “temel güven duygusu”nun oluştuğu dönemdir.

Bu dönemde çocuğun en önemli ihtiyacı, sürekli ve tutarlı bir sevgidir. En yıpratıcı şey ise, anne-baba figürlerinin sürekli değişmesidir. Çocuğunuz isterse bir bakıcı tarafından büyütülsün, yeter ki süreklilik olsun. Sürekli değişen kişilerce bakılan çocuklarda, ileriki yıllarda çevreye güvensizlik, içe kapanma gibi özellikler gelişebilir. Sebebini anlayamadığımız bağımlılık, hırçınlık, şüphecilik gibi huyların temeli, o ilk yaşlardaki eksikliklerdir genellikle.

Nitekim Filipinler’de yapılan bir araştırma, ilk iki yaşında mutlak ve şartsız ilgi ve sevgi ile yetişen (ve iki yaşını doldurana dek emzirilen) çocukların, ileride çok daha huzurlu insanlar olduklarını göstermiştir.

Çocuğunuzun bilinçli olmadığı o ilk yıllar aslında bilinçaltının şekillendiği en önemli dönemdir yani. “Daha küçük, aklı ermez bir şeye” demeyin lütfen.

“CENNETTEKİ

GAZOZ NEHİRLERİ”

Çocuğa hayatın, ölümün, varlığın anlamına dair temel bilgileri verin. Çocuğunuz 3-4 yaşlarından itibaren çevresinin ve dünyanın farkına vardığında ve “neden, nasıl?” soruları başladığında, sizden her konuda, özellikle de varlığın ve ölümün anlamına dair açıklamalar isteyecektir. “Anne, sen de ölecek misin? Ölünce ne olur? Baba, Allah nerededir?” gibi sorular peş peşe gelir bu dönemden itibaren. Siz de cevap verin tüm sorularına, onun anlayacağı dilde. Unutmayın, çocuklar öğrenmeye hazır olmadıkları soruyu sormazlar zaten. “Bu yaşta bu konuları anlatmak erken” deyip kaçamak cevap veren ailelerin çocuklarında, çok çeşitli ve sebepsiz korkular görülebilir. Cevabı alınamamış her soru o minik beyinlerde kıvrım kıvrım şüphe ve problemler doğurabilir.

Hiç unutmam, küçüklüğümde anneme sormuştum:

-Anne biz ölünce ne olacağız?

-Öbür dünyaya, inşallah Cennete gideceğiz yavrum.

-Tamam da, ondan sonra ne olacak? Yani orada ne kadar yaşayacağız?

Annem “Bu çocuk bu yaşta sonsuzluktan anlamaz her halde. Uzun bir zaman söyleyeyim de rahat etsin.” diye düşünmüş olsa gerek ki, “Bin yıl yaşayacağız yavrum.” demişti.

O kadar üzülmüştüm ki. “İster on yıl, ister bin yıl olsun. Sonunda yok olacaksak, ne anlamı var? Ben sonsuzluk istiyorum, yok olmak istemiyorum.” demişti o küçücük zihnim bile. Neyse ki ısrarla “emin misin anne?” diye sora sora bir süre sonra doğruyu öğrenip rahatlamıştım. Ya ısrar etmeyip kabullenseydim, ruhumda nasıl derin yaralar kalırdı acaba diye düşünmeden de edemiyorum.

Siz anlatın lütfen çocuklarınıza bildiklerinizi. Hayatın ve ölümün anlamını izah edin. Sizi koruyan inançlarınızı onlara da aktarın usulünce. Allah’ı, cenneti öğretin. Özellikle de melekleri unutmayın. Kendilerini koruyan, kollayan, her yerde bulunan iyi varlıklara inanmak, öcülerden, çizgi filmlerdeki hayali canavarlardan korkan ruhlarına ilaç gibi gelecektir.

Peygamberimizin ve büyük insanların hayatını anlatmak da çok önemlidir. Zira büyüyen bir fidan gibi olan çocuk ruhu, kendisine örnek alacağı mükemmel kişiler arar. Siz öyle yüksek kişilikleri çocuğunuzun hayallerine ideal olarak kazımazsanız, çocuğunuz uyduruk bir çizgi film kahramanını kendine idol seçebilir.

Ancak dini eğitim verirken abartılı bir zorlamaya da kaçmamak gerekir. Çocuğa onun hoşuna gidecek örneklerle ve kaldırabileceği dozda verilmelidir eğitim. Daha ergenlik çağına girmemiş küçücük çocuklara cehennemden bahsetmek, en çok düşülen hatadır bu konuda. O masum, günahsız çocuğun cehennemle ne işi var Allah aşkına? Bu tip yanlış ve dengesiz bir yaklaşım, dine karşı sebepsiz bir soğukluk yaşayan insanların çoğunda, bilinçaltındaki esas sebeptir.

Ergenlik çağı öncesi çocuklara sadece Cenneti anlatmak, Allah’ın sonsuz rahmetinden bahsetmek, müjdeler vermek lazımdır. Bunu yaparken de hayal gücünüzden, özellikle de çocuğunuzun çocukça heveslerinden de yararlanabilirsiniz. “Bu dünyadaki her lezzetli şeyin en güzel şekli Cennette bulunur.” gerçeğinden hareketle, onlara huzur ve sevinç verecek tarifler bulabilirsiniz. Mesela kızım gazoz ve dondurmaya bayılırdı. “Cennette gazoz nehirleri vardır. İç iç bitmez. İstersen dondurmadan dağlar verir Allah sana. Bana da yalatır mısın?” dememden sonra ölüme bakışı değişti. Hatta yakını ölen erişkinleri, bu örnekle teselli edecek hale bile geldi.

Onların ruhları, attığınız her tohumu mükemmel büyütür, emin olun.

“NASİHATÇI BABA”

Hal ve tavırlarla örnek olmak, dil ile anlatmaktan çok daha etkilidir. Uzun konuşmalar ve öğütlerden çok, davranışlarınızla gösterin doğruları. Yoksa çocuğunuz size (benim büyük kızım gibi) “nasihatçi baba” lakabı takabilir.

Çocuğa “yalan söyleme” deyip ardından hoşlanmadığı biri aradığında “evde yok deyin” demek, “sigara içme yavrum, zararlıdır” deyip kendisi “tüttürmek” ne kadar etkili olabilir ki zaten? Veya “Yavrum, kitap oku, kitap en iyi arkadaştır.” diyen bir ebeveyn, evde eline kitap almıyorsa, çocuktaki okuma hevesi artar mı, azalır mı dersiniz? Çocuğa temizlik tavsiye eden erişkin, kendisi geçtiği yerlerde çöp dağları bırakıyorsa, öğütlerinin ne etkisi kalır ki?

Oysa çocuklara “otur, kitabını oku, dersini çalış” demeyip, siz de elinize kitabınızı alıp, “haydi hep beraber kitaplarımızı okuyalım” deseniz, o minik “müritleriniz” peşinizden hevesle gelirler. Geliyorlar da.

Hal dili söz dilinden çok daha iyi etki eder. Ve hal ve tavırlarınız, sözlerinizi yalanlamasın lütfen.

“BABAM BENİ ANLAR MI?”

Çocuğunuza “ulaşabilmek” istiyorsanız, onun seviyesine inin. Unutmayın ki, o erişkin olmadı ama siz vaktiyle çocuk oldunuz. Onun sizi anlaması zor ama siz onu anlama şansına sahipsiniz yani. Onun yaşlarında neler yaşadığınızı, hissettiğinizi hatırlayıp, ona daha iyi yaklaşabilirsiniz. Yoksa çocuğunuz sizi “anlamadığı bir dilden konuşan yabancı bir rehber” gibi görebilir.

Zaten bir insan, bir çocukla konuştuğu zaman, eğer onun tarzı ile, onun seviyesinde konuşursa, çocuğun zihnini okşamış olur. Çocuğun anlayışı, onun çat-pat söylediği sözleri daha rahat kavrar. Aksi halde o erişkinle çocuk arasında bir fikir alış-verişi olamaz. Sizi anlamasını istiyorsanız onun anladığı frekanstan yayın yapmalısınız.

Bunu yapmazsanız ne olabilir? En sık rastladığım bir sonuç, duygu ve düşüncelerini paylaşmayan çocuklardır. Çocuk aslında bir yığın sorun yaşamakta, içini şüphe ve korkular kemirmektedir ama ailesine hiçbir şey anlatmamaktadır. Çünkü anne-babanın tüm yaptığı, “evladım, bir derdin varsa anlat” demekten ibarettir. Oysa çocuk “Onlar büyük ve olgun. Benim korkularımı anlamazlar her halde.” diye düşünebilir ve hislerini paylaşmaz.

Okula gitmek istemeyen bir çocuk getirilmişti bana. Ailesine hiçbir sebep söylemiyordu. Ben çocuğa önce, onun yaşında iken okulla ilgili yaşadığım kendi tedirginliklerimi (biraz da abartarak) anlattım. Karanlık okul yolu, çocuk kaçıran çingene söylentileri vs. derken çocuk, “saçmalama amca, ben onlardan korkmuyorum, sadece bir arkadaşım beni dövüyor, o yüzden gitmek istemiyorum okula” deyiverdi. Sebep anlaşılmıştı kolayca.

Büyük kızım ilkokula başladığı günün akşamı ona sordum:

“Okulda ne yaptınız Dilara?”

Cevap yok. Bir daha sordum.

“Hık, mık.”

Aklıma şimdi size anlattıklarım geldi. Taktik değiştirdim.

“Ben ilkokula başladığım gün ne olmuştu, anlatayım mı?”

Ve başladım anlatmaya. Ben okula öğleden sonra gidebilmiştim. Oysa sabah tüm sınıf yabancı dilden bir şarkıyı ezberlemişti. Tüm yıl boyunca o şarkıyı söylediler beraberce ve ben hiç eşlik edemedim.

Tam hevesle anlatmaya başlamıştım ki kızım sözümü kesti.

“İlk derste şunu yaptık, sonra öğretmen şu oyunu oynattı, ardından…” vs vs.

Başarmıştım.

Siz de tıkandığınız zamanlarda kendinizi onun yerine koyun. Kendi çocukluğunuzu da hatırlayıp şimdilerde onun neler hissettiğini tahmin etmeye çalışın ve olabildiğince onun dilinden konuşarak duygularını paylaşın. Duyguların, düşüncelerin nasıl paylaşıldığını ona önce siz gösterin.

“Ben bunu zaten yapıyorum” mu dediniz? Gerçekten mi? Çoğu anne-babanın “ben senin yaşındayken…” diye başlayan konuşmaları, söylediğimizin tam zıddı bir havadadır genellikle de, ondan tereddüt ettim. O tip konuşmalarda genellikle ana tema, anne-babanın onca zorluk ve yoklukla nasıl kahramanca başa çıktığı, çocuğun ise bunca imkânın kıymetini bilmeyen sorumsuz, beceriksiz bir haylaz olduğudur. Ve çocuğu aşağılayıp özgüvenini kırmaktan başka bir şeye de yaramaz.

Lütfen bir daha dikkatle okuyun, tavsiye ettiğim şey biraz farklı.

Siz onu anlamaya çalışmazsanız o sizi nasıl anlasın? Siz ona neyin nasıl anlatıldığını göstermezseniz o size neyi nasıl anlatsın?

“DAR DAİREYE VAKİT AYIRIN”

Yata yata büyüyen karpuz bile bakım ister. Sizin aracılığınızla dünyaya gelmiş ve her şeyi öğrenmeye muhtaç, nazik, hassas o masum yavruların, günde bir-iki saat olsun, ilginize hakkı yok mudur? Bir futbolcunun ayakkabı numarasını bilip kendi çocuğununkini bilmemek, bir siyasetçinin konuşmalarından işaretler ve anlamlar çıkarmak için kafa patlatıp kendi çocuğunun sözlerini yarım kulakla dinlemek garip kaçmıyor mu? Hatta bir yazar arkadaşımın dediği gibi, soru soran çocuğuna “lütfen beni rahatsız etme, kitap yazıyorum” demek bile (işin içinde yüksek idealler olsa bile) hata değil midir?

“Mum dibine ışık vermez” demeyin lütfen. Güneş dibine de, her yere de ışık veriyor.

“ŞEFKAT DAMARINI YANLIŞ YERDE KULLANMAYIN”

Şefkat çok güzeldir ama ölçüyü kaçırmamak kaydı ile. “Aman çocuğum hiç zahmete girmesin. Aman hiç üzülmesin, ağlamasın.” diye diye onu davranışlarında tümden serbest bırakmak, ona iyilik değil kötülük etmektir. Çocuk ağlamasın diye aşı olmasını engellemek veya onun yerine kendisi aşı olmak, ne kadar yanlış ve komikse, çocuğu her türlü sıkıntıdan hemen kurtarmaya çalışmak, her istediğini yapmaya gayret etmek de o denli anlamsızdır. Hayatın gerçekleri ile dozunca yüzleşmesi, onun gerçek hayata hazırlanması için şarttır.

Ve bu hayatın öğrenilmesi gereken en önemli gerçeklerinden birisi de şudur ki, “biz bu dünyanın merkezi değiliz; her şey bizim istediğimiz gibi olmak zorunda değildir.”

Mesela birçok aile, zararlı veya ahlak dışı bazı TV yayınlarını, çocuklarına yasaklayamadıklarından şikâyet ederler. Sebep, çocuğun sevdiği program için ağlayıp sızlanmasıdır çoklukla. “Ben o diziyi çok seviyorum anne. Lütfeen.”

Bakın, çocuk istediği her şey için ağlar, sızlar zaten. Sizi dener sürekli. Geri adım attınız mı da, o konu kazanılmış hak gibi olur artık. Oysa çocukların ruhsal yapıları psikoloji tabiriyle ‘plastik’tir. Siz sağlam durursanız, çocuk kendini size uydurur, merak etmeyin.

Kaldı ki bugün birkaç saat ağlamasın derken, ileride hem onun, hem kendinizin, yıllarca pişmanlıkla ağlamasına zemin hazırlamış olursunuz.

İpi boynuna sarılıp istediği yerde otlamak için serbest bırakılmış bir havyan gibi değildir insan. Görevleri vardır, yenmesi gereken zorluklar vardır, yapamayacağı şeyler vardır, yapması şart olan şeyler vardır.

Eğer çocuğa şefkat hissediyorsanız, onu gerçek hayata hazırlayın. Gerçek hayatın birinci kuralı ise, hayatın birçok kuralları olduğudur.

“EŞİNİZLE TUTARLI OLUN”

En kötü ruhsal hastalık diyebileceğimiz şizofreninin oluşma sebeplerinden biri de, anne-babanın çocuğa verdiği mesajlar arasında tutarsızlık olmasıdır. Bazı ailelerde bu tip uyumsuzluklar çok ileri düzeyde olabilir. Aynı konuda biri bir şey söyler, diğeri başka şey. Aynı olayda biri bir türlü davranır, diğeri başka türlü. Sık sık da birbirleriyle sürtüşürler. Sonuç, çocukta zihin bölünmesidir ve dediğim gibi şizofreniye dek uzanabilir ucu.

O yüzden eşler önce kendi aralarında konuşup belli temellerde anlaşmalıdırlar. Çocuk hangi durumda nasıl bir tavırla karşılaşacağını bilmelidir. Kendi arasında uyumlu bir anne-babanın dibinde büyümek, onların ayrı tarzlarla ama aynı amaçlarla, birbirini tamamlayan fırça darbeleri ile şekillenen bir çocuk, ancak böyle yetiştirilen bir çocuk, sağlıklı bir gelişme gösterebilir. Büyüyen bir fidanı bir gün bir tarafa bir gün diğer tarafa bükerseniz, sonunda kırabilirsiniz.

Buradan da hissedilir ki, aslında iyi için önce uyumlu bir evlilik yapmak lazımdır.

“SİZ KENDİ GÖREVİNİZİ

YAPIN, ÖTESİNE

ÇOK KARIŞMAYIN”

Çoğumuz çocuklarımıza verdiğimiz emeğin karşılığını nerdeyse zorla alma hevesindeyiz. “İlla ki şöyle şöyle olmalı benim çocuğum.” Unutmamak lazım ki, o çocuk aslında bizim malımız değildir. Onu biz yaratmadık. Onu iki hücreden büyüten, ana rahminde koruyan, en latif bir gıda olan sütü ona gönderen vs vs biz değiliz. Biz sadece ona hizmetle, onu yetiştirmeyle görevliyiz. Ve eğer biz kendi üstümüze düşeni hakkıyla yapmışsak, ötesi Allah’ın takdiridir. O bazen peygamberlerden inançsız çocuklar çıkarır, bazen de Firavun’un sarayında Musa yetiştirir. Takdir onundur. “Elinden geleni yapmak” başka şeydir, “illa şöyle olmalı” diye zorlamak başka şey. Aksi halde aşırı zorlamalar ters tepebilir ve çocuğun iyice zıt bir çizgiye girmesine yol açabilir. Biz de gereksiz derecede strese girip iyice yanlış davranmaya başlayabiliriz.

“Ben sana bildiğimce doğruları gösterdim, artık seçim senin.” demek lazımdır, ergenlik çağından itibaren.

Zaten bizim tüm bu anlatıp önerdiğimiz şeyler, sadece “sebep”lerdir. Biz görevimizi hakkıyla yapmak için, bu sebepleri elimizden geldiğince yerine getiririz ama sonucuna karışamayız. O yüzden son tavsiye olarak diyorum ki:

Biz görevimizi yapalım. Sonucunu Allah’a bırakalım.

“VE ÇOCUKLARIMIZ İÇİN DUA EDELİM”

Bu yazı www.zaferdergisi.com adresinden alınmıştır.

Çocuk Yetiştirmenin Püf Noktaları” üzerine 35 düşünce

  1. Çocuk sahibi olanlar, anne baba adayları bu yazıyı okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Biraz uzun gelebilir ama hayatımızın yegane çiçekleri çocuklarımız için burada yazılanları ve daha bir çok şeyi okuyup öğrenmek zorundayız. Unutmayalım, herkesin birbirinden kaçacağı mahşer gününde evlatlarımız bize şefaatçi de olabilir, bizden davacı da olabilir. O yüzden okumak, öğrenmek, öğrendiklerimizle amel ederek çoduklarımıza güzel modeller oluşturmak zorundayız. Ve bunun için raflar dolusu kitap okusak da çok şey yapmış olmayız değil mi?

  2. öncelikle iyi geceler zübeyde hanim.yaziyi bastan sona kadar okudum ve cok etkilendim,bazi yerlerde kendimi buldum.okuduklarim günlük hayatta yasadigimiz seyler.hangimiz hata yapmiyoruzki sorumlulugumuz altindakilere.ama her insanin uyarilmaya ihtiyaci vardir.bir daha anladim.paylasiminiz icin tesekkür ederim.Rabbim hepinizi önce ona hayirli birkul habibine hayirli bir ümmet sonra insanliga hayirli biri eylesin…sevgiler (DILEK)

  3. harika bir yazı inanın çogu yerinde kendi çocuklugumu ve oglumla aramaızdaki diyalogları buldum ve tekrar yaşadım fevkaladenin fevkinde bir yazı yazarıda tebrik ediyorum çocuk konusunda kendimi çok yetersiz hissediyorum ve eşimle hep bu konuda da çatışırız benim dedigimi yapmaz ama kendi dediginin olmasını ister bu konuda da seminerlere gidiyorum belediyelerin düzenledigi o kadar çoooooooooook yanlışımız varki rabbim hepimize yardım etsin dogru bir birey yetiştirmemizi nasip etsin AMİNN… : (

  4. zübeyde hanım bu yazı için teşekkürler okudum ve çok etkilendim iki çocuğum var her zaman annemi örnek alıyorum çünkü o hem çalışıp hem üç çocuğunu çok güzel eğitti bende onun gibi olmaya çalışıyorum bu yazıdanda epeyce faydalanacağım tekrar teşekkürler

  5. buyazlanların hepsini bir öğüt olarak aldım ve inannın bu günlerde çokta ihtiyacım olan şeylerdi bu tavsiye ve öğütlerin işe yarıyacağından şüpem yok ağzınıza ve yüreyinize sağlık

  6. öncelikle herkese merhaba.yazarımıza engin bilgilerinden bizlerede istifade ettirdiği için ve blog sahibininde bu yazıyı burda yayınlamaya vesile olduğu için çok teşekkür ederim.evliyim fakat maalesefki şuan anne değilim ama çocuk yetiştirmenin önemini günlük hayattımızda hava , su gibi temel ihtiyaç ve zorunluk olduğunu biliyorum ve bu konuya çok ehemmiyet veriyorum.bu tür önemli konuların burda sürekli paylaşılması inanın bizler için çok önemli.işallah bu değerli yazıların devamı gelir ve bizlerde elimizden geldiğince ülkemize , milletimize hayırlı evlatlar yetiştiririz hep beraber.Saygılarımla,

  7. çok güzel bir yazı gerçekten kendimi buldum yazıda bende çok sinirliyim kızıma gereksiz yere kızıyorum sonradan pişman oluyorum okuduklarımı dikkate alacağım çok teşekkürler allah hepimizin yardımcısı olsun

  8. çok guzel olmus ınanın oğlum için neyapabılırım dıye açtım bılgısayarı buyazıyı okuyacağımı bılmıyodum bıle evet eksıkler var kımde yokkı 20 yaşımda anne oldum oğlum 2 yasında sımdı kendı iç dünyamda barışık olmadığım şeyler var proplemler deyım oda çocuğa yansıyo hep memnunıyetsız bır çocuk ama bende oyleyım hamılelığim ağlayarak geçtı oğlumda hep ağlıyo herşeyın hayırlısı ben elımden geldiğince oğlumla ılgılenıyorm sızede tesekkurler

  9. bırde ona kuranı kerım okudukça sakınlestığinı gördüm ben namaz kıldıkca oda aynı seylerı yapıyo inanın ben onu oyle gördukçe çok mutlu oluyorm bişey soylemek ıstıyorum ben evladımı çok sevıyorum annem dedıkce allahım sana bınlerce kez şukürler olsun dıyorum öptm sızde allaha emanet olun

  10. Sevgili Necla,
    Seni hamileyken ağlatan galiba hala da ağlatan şey her neyse, Allah’tan hayırlısıyla giderilmesini diliyorum. Canım, kendini yıpratma şu üç günlük dünya için. Hangimizin hayatı mükemmel ki. Mükemmel olduğunu zannettiğin insanların bile kimbilir ne dertleri ne sıkıntıları vardır. Biraz da kendimden biliyorum ağlamanın hiç birşeye faydası olmadığını. Dua ile sabretmek gerekiyormuş bazı şeylere. Allah muhakkak bir ferah kapısı açıyor.

  11. teşekkurler zübeyde abla ilgınız benı çok memnun etti tabikı herşeyımız allaha bağlı herşey duayla daha güzel oluyo benım hep soyledığim bişey vardır necıp fazıl kısaküreğin bısözü;beni kimsecikler okşamazsa madem sen öp alnımdan sen öp seccadem ben bu sözü çok sevıyorum ve hayatımda da uyguluyorum umarım beğenmişsınizdır allaha emanet olun

  12. Oldukça uzun olan bu yazıyı hiçte sıkılmadan zevkle okudum.Ben de iki çocuk annesiyim ve ben de herkes gibi yatiştirmekte zorlanıyorum.Ve gelecekte nasıl insan olacaklar diye de tereddütlerim var.Yazıyı okurken kendimde o kadar eksiklikler hissettim ki ,anlatamam.Bu zamana kadar çocuklarıma ne verdim diye kendimi yargıladım.Ama okuduklarımı bundan sonra yavaş yavaş uygulamaya çalışacağım.Gerçekten herşey anne ve babada bitiyormuş,çocuğun fiziksel ihtiyaçlarını karşılayıp,kendi bildiğimiz doğruları öğretmeye çalışmanın ne kadar yanlış olduğunun farkına vardım.
    Zübeyde hanıma dergiden alıp burda bizimle paylaştığın için teşekkür ederim

  13. çok güzel ve faydalı bir yazı bece. ben daha yeni evliyim(10aylık)bir çocuğum olmasını çok istiyorum.ama en çok korkum iyi yetiştirebilecekmiyim korkusu. bu yazıdan çok şey kaptım tüm anne ve babalarına tabi benim gibi adaylarına tavsiye ederim gerçekten çok güsel bir yazı yayınladığınız için teşekkürler..

  14. yorumunuz çok güzel ama biz bilinçli bir anne baba deyiliz oyüzden yanlışlarımız var
    ALLAH cümle evlatlarımızı hayırlı eylesin ALLAHA kul
    HABİBİNE ümmet ana babasına hayırlı evlat Vatanına milletine hyırlı insan eylesin AMİN

  15. merabalar hocam benimde iki yaş 4 aylık bir kızxım var ve biz babaanneyle byütüyorruz altlı üslü oturuyoruz o yüzdendir sanırımki kızım çok ama çok yaramaz
    hiç benim sözümü dinlemiyor ve hiç bir şekilde paylaşmıyor bi çocuklu ortamda beni hep zor durumda bırakıyor.çocuğumun bu tavrı yüzünden de daha kötü olmasın diye ikinci bir çocuk düşünemiyorum napmalıyım bi öneride bulunursanız sevinirim .

  16. slm esra belki haddime düşmeyerek kendimce yazdıklarından yola çıkarak fikrimi söylemek istedim. öncelikle benimde çevremde senin gibi kayın validesiyle oturan ve çoğuğunu birlikte büyüten bir çok insan var. genelde babaanne veya annaneler her çocuğun her istediklerini yapıyorlar. sen bir şeye olmaz dersin onlar aman üzülmesin diye yaparlar. böylece çocuk ikilemde kalır.bence yayınlanan yazıyı dikkatlice okumanı tavsiye ediyorum. inan içinde kendinle ilgili eminim bir çok şey bulacaksın. öncelikle eşinle kayın validenle konuş hepiniz hemfikir olun. çocuğa biriniz a derken diğeriniz b demeyin. her ağladığında isteklerini yapmayın.yanlışlarını anlayacağı dilden anlatın. benim çocuğum yok belkide uzaktan ahkam kesmek kolaydır dersin ama çocuk sahibi olmayı çok istiyorum ve bilinçli yetiştirmek. bunun için de bir sürü yazı kitap okudum sende araştır inan bi çıkış yolu bulabilirsin…

  17. Merhaba sevgili Esra,
    Hocam diye hitap etmişsin bu yazıyı yazan ben değilim ve bu konularda da uzman değilim ne yazık ki.
    Ama benim şahsi düşünceme gelince, Selma’nın da dediği gibi eşin ve sen çocuğuna karşı tutarlı olmalısın. Birinizin kızdığına diğeri gülmesin mesela. Diğer bir yandan, kayınvalidenle konuşmaya çalış. Torununu sevebileceğinden ama bu şımartıcı sevginin gelecekte torununa çok büyük zararlar vereceğinden, kişiliğini olumsuz etkileyeceğinden bahsetmeye çalış.

  18. selamün aleyküm cevher kutusu dostları yazılar elişleri mükemmel dünyalık işlerle uğraşırken bazen kapılıp sürüklenirken tutunacak ufacık dallar bazen büyük mutluluklar getirir Allah her daim bizleri iyilerle karşılaştırsın

  19. selamun aleykum ben iki cocuk annesiyim oğlum 3yasında kızım 36 gunluk oğlum cok hırcın oldu bas edemiyorum kufurden tutun nekadar aksilik varsa onları yapıyor babasıda bende elimizden geldigince onunla ilgileniyoruz ama malesef basarılı olamıyoruz bana yardımcı olun lutfen

  20. Aleyküm selam songül Hanım,
    Öncelikle size şunu belirteyim. Bu yazının yazarı ben değilim, yazının üst kısmında da görüleceği gibi bu yazıyı Mehmet Tüzün yazmıştır.
    Benim kanaatime gelince, 3 yaş kardeş kıskançlığının çok yoğun olarak görülebilceği bir yaştır. Çocuğunuz kardeşinizi kıskanmasını tetikleyecek davranışlardan uzak durmaya çalışın. Ayrıca çoçuğunuzun çok hırçın olmasının sebebi yine kardeşi olabilir, kardeşiyle paylaşmak zorunda kaldığı sizin ilginizi tekrar sadece kendi üstüne çekmeye çalışıyor olabilir.
    Eğer mümkünse bir psikologla temasa geçin. Psikologa gitmek diş hekimene gitmek kadar doğal bir durumdur, çekinmeyin lütfen.
    Ayrıca ben size bu konuda bir kitap tavsiye edebilirim. Doç. Dr. Sefa Saygılı’nın “Çocuk Psikolojisi” adlı eseri. Bu kitaptan istifade edebilirsiniz. Yine internette birçok psikoloji sitesinde çocuk psikolojisi ile ilgili yazılar var. Buralardan da istifade edebilirsiniz. Çocuklarınızın sağlıklı gelişmesi için eşiniz ve siz de bu tarz kitaplar ve yazılar okumayı ihmal etmeyin lütfen.

  21. mrb yazıyı çok beğendim.Benimde çocuğumla ilgili üzüldüğüm şeyler var.Bir çocuğu yetiştirmede sadece anne baba rollerinden bahsetmişsiniz.Benim çocuğum doğduğunda eşimin ailesinin yanındaydık herşeye karışıyorlardı.kayınvalidem kendi çocuğuma sahip bile çıkarmıyordu.Bana ‘babanın evinden mi getirdin’deyip duruyor.İnsan çocuğuna kendi istediği gibi davranamıyor ki hep o büyüklerin dediği olmak zorundaymış.Beni insan yerine bile koymuyorlar.Bu konuda çok yaralıyım.kusura bakmayın.keşke karışmasalar iyi bir çocuk yetiştirmeye çalışsak.selamlar…

  22. Merhaba Seda’cım,
    Tabiki yorumları kontrol ediyorum. Elimden geldiğince de cevap yazmaya çalışıyorum ama yetişemediğim zamanlar da oluyor. Hele şu sıralar ramazan yoğunluğu dolayısıyla pek bir şey yapamıyorum. Genelde yorumlara ahlaka aykırı bir şeyler yazan var mı, ya da saçma sapan şeyler yazan var mı kontrol etmek için bakıyorum. Bu tarz kişilerin yorumlarını hemen siliyorum.

    Diğer yandan, üzülme sevgili kardeşim. Allah sana da bir çıkış yolu gösterir inşallah. Yaşın çok genç. Tedavilere olumlu yanıt vermen daha muhtemel. Ama olmazsa da kendini yiyip bitirme unutmaki evlatların varlığı da yokluğu da imtihan bu dünyada. Sen elinden geleni yap gerisini Allah’a havale t. Allah’tan her şeyin hayırlısını dilemek lazım.

  23. selamün aleyküm hocam iyi dogru diyorsunuzda bizde durum böyle deyil dediklerinizin çogunu yapıyoruz ama çocuk laf anlamıyor sürekli yalan anneyi babayı kandırma durumu yapma diyoruz ceza veriyoruz ama anlamıyor yukarıda bahsediyorsunuz kitap oku demeyin beraber okuyun kimse yokturki benim kadar kşitap okusun ama çocugun içinde yok ee tabi sorun buda deyil babanne düşkünü neden onu seviyor demiyorum çünkü artık biliyorum benim yapma dediklerimi o inadına yap diyor boşver okuma oyun oyna vesaire vasaire tabi onun yaptıkları çocuga daha cazip geliyo böyle oluncane oluyor ben baskıcı duruma düşüyorum söyleyin şimdi hocam tadavi edilmesi gereken benmiyim?çocuk mu yoksa..çok degerli babannemizmi?allaha emenet olun..

  24. Merhabalar zübeyde hanım sizin yazınız olmasada bir alıntı olsada zevkle okudum 9 yaşında bir kızım var ve bizde diğer yorumlardakine benzer sorunlar yaşıyoruz. Bende kızım çok aksi diye bir psikoloğa götürmeyi düşünüyordum ancak bu yazıyı okuduktan sonra tamamen fikrim değişti farkettimki ben kendimi kızımın yerine hiç koymuyormuşum mükemmelliyetçi bir ailede yetiştirildiğim için hayatımın her köşesinde bende herşeyin mükemmel olması için uğraştım bunca zaman ve çoğunda da hayal kırıklığına uğradım … tabi yıllar ilerledikçe anlıyorsunuz ki hiçbir şey kusursuz değildir en başta ben mükemmel değilim ki etrafımdakiler mükemmel olsun! Bu yazı bana ilaç gibi geldi çok teşekkürler Allah sizden razı olsun…

  25. Merhaba sevgili Cansu,
    Buu yazının benim olmadığını, alıntı olduğunu anlayan nadir insanlardansın. Altında kaynak belirtmeme rağmen insanlar bana konu hakkında sorular yönelttiler, yadırgadım doğrusu.
    Bu yazıyı okumana vesile olduğum ve bazı fikirlerini olumlu yönde değiştirmene katkım olduğu için ne mutlu bana. İnsanlar bu yazıları okuyup istifade ettiklerinde çok mutlu oluyorum.
    Kızın konusuna gelince, ona bazı sınırlar içerisinde kendi seçimlerine saygılı olduğunuzu, fikirlerine değer verdiğinizi bir şekilde hisettirirseniz, her şey daha yolunda gidecektir inşallah.

  26. Sayın Mehmet Tüzün…..
    Doktor beye katılıyorum anne ve babalar kararlı olursa inanıyorum daha mükemmel yetişeceğine inanıyorum çok mükemmel bir nesil yetişir:))))))

  27. Sayın Mehmet Tüzün…..
    Doktor bey benim yaşım 11….
    yorumlarınızın hepsini okudum çok güzel şeyler var inşallah bu yorumlarınızı kitap olarak da görürüz kitabınızı bekliyorum……
    önerileriniz biz gençler ve çocuklar için çok büyük ders….
    bizim şu an ailemizde bir sorun yok ama eğer sonradan bir sorun olursa sizi bulup size danışacağım……
    sizinde bana yardım edeceğini biliyorum…..
    YAZDIĞINIZ TÜM YORUMLAR İÇİN TEKRAR TEKRAR TEŞEKKÜR EDİYORUM :))))) :((((

Bir cevap yazın